12/01/2009
Bir huzur kaplıyor her yanı o an, göğsümde geleceÄŸin mis kokulu saçÄ...

Kayıtsız kalamıyorum güzellikler karşısında...
Bazen güneş misali apaydınlık bir dişi görüyorum,
İçim titriyor.
Bazense bir çiçek,
Yüzüm gülüyor...
Bir huzur kaplıyor her yanı o an,
Göğsümde geleceğin mis kokulu saçı...
Birden dur diyorum,
Es geçme cihanı...
Düşünüyorum;
Bir göze renk veren,
Bir fidanı büyüten bu düzense;
Bir eli donduran,
Bir insanı öldüren de bu sürgündür.
Susuyorum,
İzliyorum.
Gürdal ÇAKIR
www.gurdalcakir.com
12/10/2008
Tek derdimsin, hep teksin derdim; hala öylesin...
Â
İlksin... Belki de son...
Kim derdi ki kısacık aşkımız, upuzun hatıralara gebe olacaktı? Kim bilebilirdi sevgi sözcükleri umursanmadan harcanırken bir gün teker teker hesap soracaklardı? Bilemezdik. Mecburi vedaların arkasında saklanan en masum umudu seçmiştim ben hâlbuki yerleştirmiştim göğsüme yokluğunda... Bekliyordum ama sen gittin... Dönecektin; biz yalansız bir gelecekle harmanlayacaktık aşkımızı; sen gelecektin, ben görecek. Sen gelecektin, ben bugün...
Şimdi korkuların tümünden arınman adına hâlâ tırnaklarımla örüyorum kalemizi, yeter ki sen hep var ol... Yanı başımdayken her gün daha bir parlak bakıyordum güne, her gece kokunla kapıyordum gözlerimi... Bize inancının zayıflığına rağmen, ben sana ibadetimin huzuruyla daha da yaklaşıyordum sana...
Biliyorum aslında, sen de kurtulmuş değilsin kararlarının istikrarından, sen de özlüyorsun ben gibi... Tek derdimsin, hep teksin derdim; hala öylesin...
Hasret çamuruna bulanmış kalbimi, yokluğunca yosun tutmuş gözlerimi, paslanan ellerimi nereye atsam da döndürsem seni? Öldürsem yeminlerimi, adımlarına amaç olsam; yine eskisi gibi, yine kelimelerin keskisi gibi dokunsam ruhuna... Ne dersin?
Ne dersen de; bir ömre eş olmak, güneş tutmak bir kalbe ya da gözden söze yol olmak adına bir kez daha söylüyorum: Seni seviyorum…
Ve ben; yine hayatın koluna girmiş; yalnızlığımın sessizliğinde bedenimi çiğneye çiğneye, adını okşaya okşaya seni bekliyorum.
Bil…
Gürdal ÇAKIR
Â
10/09/2008
Uçurum kenarı bir mola rüyalarımız, doyasıya paylaştığımız tozlu...
Ne ömrün gücü varmış yârin ruhuna yaslanmaya, ne de yarının bir umudu sömürülen gönüllere… Bir utancın kuytusunda kalmış yıpranmış tümceler, dize gelmiş yiğit düşler…
Bugün, asil fikirlerin sırtlardaki yumrukları her kapıyı açsa da, dört duvar arasında esaretin çığlıklarına karşılık ebediyetin ışığı göz kırpar olmuş... Minik çiçeklerin güzelliğini örnek almaya başlamış gece; ruh, bir çift gözün içinde temizlemiş geçmişini… Adanmaya başlayan günlerle birlikte yine toyluğun senaryosunu anımsar olmuşuz. Unutmaya alıştığımız ilk kaybı fark ettiğimiz dakikadan sonra; geç kalmışlığın yankısında, sevgi itiraflarına şahit olan kulakların pası silinmiş kendi kendine… Şaşkınlıkla yıkanan duaların gücüne güvenerek başladığımız her gün, birer nimet oluvermiş ellerimizi kaldıran…
Uçurum kenarı bir mola rüyalarımız, doyasıya paylaştığımız tozlu buselerin tadını yâd ederken çok şeyden vazgeçiyoruz umursamadan…
Artık, sadece bir dilekten ibaret sarılışlar…
Geçmiş olsun…
Gürdal ÇAKIR
www.gurdalcakir.com
Â
Â